Panik Bozukluk

anxietyAni bunaltı, kısa süreli (ortalama 10 dakika olmak üzere birkaç dakikadan en fazla bir saate kadar) korku nöbetleri ve bu nöbetleri takiben ortaya çıkan antisipatuvar anksiyete (nöbetin tekrar edeceğine dair endişeli beklenti hali) ile karakterize bir bozukluktur. Hastalar temel üç tip korkudan bahsederler. Kalp krizi veya felç geçirme gibi ciddi bir durumuyla ilgili ölüm korkusu, bir yerlerde düşüp kalacağı korkusu, kontrol kaybı korkusu-çıldırma korkusu.

Bu üç korkudan biri veya birkaçı nöbetler ile ortaya çıkan pek çok bedensel belirtiye eşlik eder. Bedensel belirtiler arasında en sık rastlananları hava açlığı, çarpıntı, baş dönmesidir. Bu üç belirti dışında, dengesizlik, terleme, ateş basması, yüzde kızarma-solma, paresteziler (uyuşma, karıncalanma), bulantı diğer önemli bedensel belirtiler arasındadır. DSM tanı sisteminde 13 belirtiden 4’ünün olması panik atak tanısı koymak için yeterli görülür. Bu belirtiler şunlardır:

1-Çarpıntı, kalp hızında artış, kalp atımlarını hissetme
2-Terleme
3-Titreme ve ya sarsılma hissi
4-Nefes darlığı, alınan nefes yetmiyor gibi hissetme
5-Boğulma duyumu
6-Göğüste ağrı veya göğüste bir rahatsızlık hissi
7-Bulantı ya da karın bölgesinde dolgunluk veya yüksekten düşerken oluşan boşluk hissine benzer bir his
8-Bulunulan çevreye yabancılık hissi, sanki rüyada gibi gerçek dışılık hissi
9-Baş dönmesi, dengesizlik, başta sersemlik hissi, bayılma hissi, yere düşecek gibi olma
10-Kontrolünü kaybetme, delirme korkusu
11-Kalp kirizi geçireceğine ve öleceğine ilişkin korku
12-Uyuşma, hissizlik, yanma, karıncalanma hisleri
13Üşüme, ürperme, soğuk ya da sıcak basmaları, basından aşağı kaynar su dökülmüş veya hamama girmiş gibi olma

Eğer bedensel ve ruhsal bazı belirtiler var ve yukardaki üç korkudan biri veya birkaçını içeren korkuyla birlikte bir ay süren, nöbetin tekrar olacağına ilişkin korku, senaryolar ve davranış değişiklikleri yoksa panik bozukluktan değil panik ataklardan söz edilir. İnsanların yaşam boyunca yaklaşık %10’unun panik atak atlattığı bilinir. Panik bozukluğun yaşam boyu rastlanma oranı ise bazı epidemiyolojik çalışmalara göre %3 lere kadar çıkmaktadır. Hastalığın ilk ortaya çıkışı geç ergenlik genç erişkinliktir ancak bildirim her yaşta olabilmektedir özellikle 30’lu yaşlarda yaşanma ve/veya bildirme oranı yüksek gibi görünmektedir. Kadınlarda 1.6-2 misli daha fazla görülür. Hastalar panik ataklardan çok etkilenir ve korkarlar bu sebeple dışarı çıkmaktan, kapalı yerlere girmekten, büyük alışveriş merkezlerinde dolaşmaktan, yolculuk yapmaktan çekinirler. Panik bozukluk yoğun korku yaşattığı için hastalar yalnız kalmaktan kaçınırlar ve yanlarında hep birinin bulunmasını isterler. Zaman içinde bu durum yakın çevreye bir bağımlılık yaratır. Panik bozukluklu hastalarda yardımsız kalacaklarına, bulundukları yerden kurtarılamayacaklarına ilişkin yaşadıkları korku agorafobik kaçınmayla yakından ilgilidir.

Panik bozuklğu olan insanlar genellikle kardiyak (kalple ilişkili) belirtiler veya yaygın biçimde korkulan hastalıklar arasında olması sebebiyle kalp hastalığından şüphelenirler ve bu yüzden kardiyolojiye başvururlar. Kardiyak belirtiler çok yoğun bir korkuya sebep olur ve genellikle ilk şiddetli nöbette ve sonraki tekrarlarında hastalar uzun bir dönem içerisinde acil servislere, doktorlara giderler. Hastalar evde yalnız kalmak istemez. Kalabalık içine giremez, kapalı yerde kalamazlar.

Tedavisinde bilişsel davranışçı psikoterapiler ve ilaç tedavileri birlikte uygulanır. İlaç tedavilerinde benzodiazepin türevleri, özellikle alprozolam (xanax), prozac, paxil paxera, lustral, cipram, cipralex gibi antidepresanlar kullanılır. Xanax gibi benzodiazepine türevi ilaçlardan uzak durmak, bu mümkün olmuyorsa günlerle sınırlı sürelerde kullanma psikolojik bağımlılığı artırmamak açısından önemlidir. Tedavilerden sonuç alma oranı oldukça yüksektir.